Çok eskiden, kibritlerden önceki zamanda, köyün meydanında tek bir ateşin yandığı anlatılır. Yaşlı bekçi Sula ateşe, on iki yaşındaki çırağı Yara ile birlikte bakardı. İlk don gecesinde yağmur meydana boşandı ve ateşi söndürdü. Kış yakındı ve köyde yiyecek vardı ama alev yoktu.
Sula geriye kalan tek ateşin, yerin kırmızı parladığı Dumanlı Dağ’da, üç günlük yolda olduğunu söyledi. Ateş sönerken nöbette olan Yara yola çıktı. Yanında kül, kuru yosun ve ninesinin kırmızı atkısı olan bir toprak çömlek vardı.
Dağda, kayadaki parlayan bir çatlakta bir demet ağaç kabuğunu tutuşturdu ve yosunun altına, çömleğe bir kor koydu. Dönüş daha zordu. Kütük sular tarafından sürüklenip gitmişti, bu yüzden çömleği başının üstünde tutarak göğsüne kadar suda yürüdü. Yine yağmur yağdı ve koru bütün gece pelerininin altında korudu. Son sabah yosun bitmişti, kor da bir tohum kadardı; bu yüzden ona kırmızı atkısını yedirdi.
Şafakta, çömlekten ince bir duman yükselirken meydana girdi. Sula üfledi, köy nefesini tuttu ve bir alev yükseldi. O günden sonra her ev bir ateş yaktı ve ateşi sönen her komşuya bir kor verdi.